AKP
AKP

TOPLUMUN DİNDARLAŞ(AMA)MASI

Fahrettin Dağlı

Fahrettin Dağlı

E-Posta :

Bir önceki yazımı “Ayasofya” ve “Çamlıca Camii” örnekliğinden hareketle siyasal iktidarın dini alanda yaptığı onca icraata rağmen neden dini hayatın neşvünema bulmadığını, hatta bu icraatlarının tam aksine olumsuz gelişmelere sebebiyet verdiğini izah ederek şu cümle ile sonlandırmıştım:
“Eğer söyledikleri gibi toplumda dindarlığın artmasını sağlamak niyetinde iseler bu kadar gayrete rağmen neden istedikleri sonucu alamadılar?”
İşte şimdi o nedenler üzerinde fikir imal etmeye çalışacağız.
Bir defa öncelikle şu çok önemsediğim tarihi gerçekliğin altını kalın bir çizgi ile çizeyim:
Tarihte bugüne kadar devlet himayesindeki / vesayetindeki dini yaşamın neşvünema bulduğu bir örnek bilmiyorum. Siyaset kurumunun işleyişi ile dini hizmetlerin ifasının beraber yol almaları, dinin safiyeti açısından mümkün olamaz. Suları aynı arkta akamaz. Dini gelişmenin iklimi hürriyetçi ve sivildir. Yani dini oluşumların, örgütlerin devlete / siyasal iktidara “gölge etme başka ihsan istemem” mesafesinde durmalarıdır.
Devlet, o ülkedeki vatandaşlarının inançlarını rahat bir şekilde yaşamalarının, yaşatmalarının, ifade etmelerinin, yaymalarının önündeki engelleri kaldırırsa, o coğrafyada hürriyet iklimini ve güveni inşa ederse inanç sahipleri açısından başka yapacak bir şeye ihtiyaç olmaz. Bir bakıma siyasal iktidarın tarlayı süreceği, nadasa hazırlayacağı, vatandaşlarına da “elinde tohumu olan buyurun eksin” diyeceği şartların gerçekleştiği bir ortamdır bu.
Aslında Cumhuriyet döneminin başlarından ortasına kadar her ne kadar dini hizmetlerin yürütülmesinde gerekli olan hürriyet iklimi istenilen düzeyde oluşmamış da olsa dini önderler ve topluluklar iktidarların olumsuz yaklaşımlarına rağmen imkan aralıklarını zorlayarak önemli hizmetler ifa etmişlerdir. Hiçbir kamu desteği ve himayesi olmadan vatandaşlar kendi imkanlarıyla camilerini, Kur’an kurslarını ve hatta İmam Hatip okullarını inşa edip hizmete açmışlardır. Bu hizmetlerin sonuçlarının verimli olmasının, dini hayatın nispi olarak neşvünema bulmasının en önemli sebeplerinden biri, yapılan hizmetlerin kamu imkanları kullanılmaksızın ifa edilmiş olmalarıdır. Çünkü kamu bütçesi ve malları umumundur. Dolayısıyla hukukun cevaz vermediği ve umumun rızası olmadan yapılan harcamalar dinen makbul değildir. İslam inancına göre temeli helal ve takva üzerine kurulmayan bir faaliyetten hayır umulmaz. Bu durum mescitler için olduğu gibi dini hizmetlerin ifası için de aynen geçerlidir.
1980’lere kadar dini hizmetlerin yürütülmesi tamamen insanların şahsi bağışları ve katkılarıyla yürümüştür. Temelinde kamu katkısı olmamıştır. 1980’den sonra özellikle ANAP ve AKP iktidarlarıyla birlikte muhafazakar dindar kesime kamu imkanlarına ulaşma yolları açılmıştır. Sözkonusu partiler bu kesimin desteğini kalıcı olarak sağlamak için bu yolu tercih etmişlerdir. Vatandaşın helal bağışları değil, kamunun şüpheli veya kul hakları açısından haram sayılabilecek imkanları ilk olarak dini hizmetlerin yürütülmesinde kullanılmaya başlanmıştır. İşte bu tarihler islami kesimin çürümeye başlamasının miladı olarak kabul edilebilir.
İslami cemaatler bu kamu imkanlarıyla dev, gösterişli tesisler inşa etmişler, oralarda konfor alanları oluşturup eskisine göre daha rahat, daha kolay bir hizmet sunumu yapmaya başlamışlardır. Bir süre sonra bu sosyal dönüşümün neticeleri yavaş yavaş görünür hale geldi. Eskiden dergâhın kapısından giren her imkanın, her kuruşun helal, haram cihetiyle menşei sorulurken bu anlayış daha sonraları “nereden gelirse gelsin, yeter ki gelsin” anlayışına evrildi. İçin için çürümenin başlaması bu zamanlara denk gelir. Nicelik anlamında bir çoğalma, gelişme sözkonusuyken nitelik anlamında kalitesizlik gün geçtikçe daha belirgin hale geliyordu.
AKP hükümetlerine arkalarındaki güçlü muhafazakar desteği kaybetmemek adına dini cemaatlere yönelik “ne istediler de vermedik” anlayışı yerleşmişti. Ne yazık ki, dini cemaat ve topluluklar da kendilerine yapılan bu yardım ve desteğin ne kadar helal ve haram olduğunun hesabını, sorgulamasını yapmadılar. Siyaset kurumu ile girdikleri gayri hukuki / ahlaki ilişki biçimi nedeniyle nicelik bakımından gelişiyorlar gibi görünürken nitelik açısından kaybediyorlardı. Zaten bir süre sonra da Türkiye’de olup bitenler sayesinde çoğu mevzu açığa çıkmıştır.
Dini alanı kontrol, vesayet altında tutmaya çalışan AKP iktidarları cemaat ve dini oluşumlara hal diliyle kendilerine muti olunduğu, bağlı kalındığı sürece her türlü yardımı, desteği vermeye hazır olduklarını ifade ettiler. Bunun gereğini de her türlü kamu imkanını kullanarak yerine getirdiler. Biat edenlere kamunun imkanlarını açtılar. Neticede yukarıda ifade ettiğimiz nedenlerle dini alanda büyük bir tefessüh yaşanmaya başladı. Bir bakıma ifade ettiğimiz anlamda siyasal iktidarın vesayetindeki dini hizmetlerin nitelik kazanmasının mümkün olmayacağı ispatlanmış oldu.
AKP iktidarları bununla da yetinmediler, dini hizmetleri tamamen devletleştirmeye yöneldiler. İHL ve Kur’an Kurslarının sayılarını çoğaltarak, liselerin müfredat programlarına seçmeli dini dersleri koyarak, diyanet kadrolarının sayılarını artırarak dinin hamisi ve koruyucusu rolü üstlendiler. Dolayısıyla islami cemaatlere ‘bu hamiyi kaybedecek olursanız, dini hayatınız da elden gider” gibi bir anlayışı sahip oldukları medya desteğiyle benimsettiler.
Müslümanlığın hamisi durumundaki iktidar hukuki ve ahlaki bakımdan çürüdükçe bu durum vesayet altındaki dini hayatı da etkilemeye başladı. Tarihte yaşanan onlarca örnekte olduğu gibi dev dini mabetler ve sembollerle bu ayıplarını ve günahlarını örtmeye çalıştılar. Bir süre sonra o örtüler kabahatleri gizleyemedi ve yavaş yavaş çürüme ortaya çıktı. Bugün gördüğümüz manzarada olduğu gibi…
AKP iktidarlarının muhafazakar İslami kesime “biz varsak siz varsınız” önermesinin zımni olarak bu kesimlerce de onaylanması sonucunda yaşadıklarımızdır bunlar.
Buradaki en tehlikeli ve şaşırtıcı cihet ise, bu kadar açık kanıtlara rağmen halen sözkonusu kesimin, dinin inkişafı için siyasal iktidarı koruyucu / hami olarak görmesi, üstelik aklın ve muhakemenin de tefessüh etmiş olmasıdır. Muhtemeldir ki, AKP iktidarı kendisiyle birlikte dini alanı da ölüme sürüklemekte ve öyle görünüyor ki, Müslümanlık iddiasındaki büyük çoğunluk bu hakikatle ahirette yüzleşecek.
Bütün bu olumsuz şartlara, durumlara rağmen dinin sahibi Allah’tır, umutsuzluğa yer yok.


İzlenme: 301
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR