canlı yayın

İDDİANIZI KAYBETTİNİZ

Fahrettin Dağlı

Fahrettin Dağlı

E-Posta :

İslamcı mı desem, dindarlık, muhafazakarlık iddiasındaki kişi ve topluluklar mı desem, karar vermek zor olsa da yaygın kullanımıyla “İslamcılık” ya da “Siyasal İslam” diyelim. Her ne ise Türkiye'deki bu söz konusu ideolojik kitle büyük iddiasını, sınavını kaybetti. Uzun ve meşakkatli bir mücadele döneminden sonra ellerine geçen çok önemli bir imkanı akıldan, ilimden, hikmetten, adaletten, ahlaktan mahrum bir anlayış ve pratikle heba ettiler. Fikirler, düşünceler, teoriler ne kadar güzel ve isabetli olursa olsun, sonunda ete kemiğe bürünmesi ve bir anlam kazanması uygulayıcıların elinde gerçekleşiyor. Onların ideolojik kapasiteleri, niyetleri, karakterleri, ahlaki durumları, yetkinlikleri, eylemleri süreci olumlu veya olumsuz anlamda etkiliyor.
Türkiye’de İslamcı hareketler uzun bir süreçten sonra 1961Anayasa’sının sağladığı kısmi hürriyetçi ikliminde neşvünema buldu. Gizli saklı oluşumlar resmi olarak örgütlenme, gösteri ve yürüyüş hakkı elde ettiler. Bunların bir kısmı önceden her ne kadar yasal şekilde kurulmuş kuruluşlar olsa da yine de o günkü meri TCK’nın 141, 142 ve 163. maddeleri nedeniyle niyetlerini, amaçlarını, hedeflerini tam olarak açıklayamıyorlardı. Onun için de çalıyı arkadan dolanıp içeride başka, dışarıda başka bir dil kullandılar. Bir bakıma takiye yaptılar. Her ne kadar dışarıya yönelik beyanlarında direkt ikrar etmeseler de kendi içlerinde hedeflerinin bir “İslam Devleti” olduğunu ya doğrudan ya da ima yoluyla bağlılarına ifade ediyorlardı. Taraftar kitle de bu hareketleri böyle tanıdığı içindir ki bu organizasyonlarda faaliyet yapmayı bir ibadet olarak kabul ediyordu. MNP, MSP, RP ve en son AKP’nin yükselişi bu ruhun, bu inanışın bir eseridir.
Aynı minval üzere hareket eden başka örgütler de vardı ama Necmettin Erbakan liderliğindeki Millî Görüş Hareketi daha önce örgütlenip yola çıkmanın avantajıyla Türkiye siyasi gündemine hızlı bir giriş yaptı. Ve dolayısıyla o güne kadar İslamcı kesimde oluşan mevcut potansiyel de oraya yöneldi.
Erbakan Hoca liderliğindeki MNP, MSP, RP, FP hemen hemen aynı kaderi paylaştılar. Her ne kadar arzularının, gayelerinin İslami bir düzen getirmek olduğunu sözel olarak beyan etmeseler de o özlemi “Adil Düzen” kavramı üzerinden dile getirdiler. Müesses nizam her defasında gerekçelerini yasal kılıflara uydurarak bu partileri kapattı.
Bu yazıda uzun uzun Türkiye’deki İslamcı hareketi irdeleyecek değilim. Sadece siyasal anlamda iddialarının arkasında durup durmadıklarını ifade etmeye çalışacağım.
Millî Görüş hareketinin Türkiye için siyasi tasavvuru, söylemi “Adil Düzen” idi. Bununla hakça bir düzen kuracaklarını, ekonomik sömürünün önüne geçeceklerini, kapitalizme izin vermeyeceklerini, milli hasılanın adil bölüşümünü temin edeceklerini, insan haklarını gözeteceklerini iddia ediyorlardı.
Siyasal İslami hareketlerin İslam’dan mülhem ve İslami yönetimin beş şartı olarak kabul edilen en güçlü iddiaları şunlardı:
Adalet, emanet, ehliyet, maslahat ve meşverete riayet etmek.
Yeryüzünde inançları, ırkları ne olursa olsun sosyal, iktisadi ve siyasal anlamda tam bir adaleti inşa etmek, kapitalist anlayışın bozduğu gelir dağılımındaki dengesizliği, yoksulluğu giderip insanca yaşanabilecek adil bir düzen kurmak.
İktidarı mutlak bir güç, hakimiyet olarak değil bir emanet olarak düşünüp, o incelik ve hassasiyetle kullanmak, ona liyakat kesbetmek ve zamanı geldiğinde daha iyilerine, daha hayırlılarına emaneti devretmek. İktidarı sahiplenmek yerine emanet gibi görmek ve ateşten bir gömlek olduğunu unutmamak.
Kamudaki görev paylaşımında ehliyeti gözetmek, inancına, ırkına, meşrebine bakmadan işi, en iyi yapabilecek olana tevdi etme seçiciliği, hassasiyeti ve ciddiyetiyle ele almak. Bununla ilgili İslam tarihinde geçen birtakım vakıaları anlatarak özlemlerini dile getirmek.
Yönetimde kişilerin, gurupların, zümrelerin değil, toplumun genel faydasını esas almak, halkın maslahatını gözetmek,
Karar mekanizmalarında istişareyi esas almak, onun için de mevzuların yetkin uzmanlarından oluşan danışma heyetleri oluşturmak, meseleleri o heyetlere götürüp, müzakerelerin sonucuna göre kararlar oluşturmak.
Millî Görüş Hareketi ilk iktidar deneyimini belediyeler üzerinden yaşadı. Daha işin başında olmaları, meşru-gayri meşru, helal-haram gibi ahlaki değerlerini yitirmemiş olmaları ve bir de siyasetin üzerindeki vesayetten kaynaklanan endişeler nedeniyle buralarda geçmişe kıyasla başarılı belediyecilik hizmetleri ortaya koydular.
Bu belediyecilik deneyimi Tayyip Erdoğan’ın karizmasıyla buluşunca ağırlıklı Millî Görüş hareketi mensuplarından oluşan siyasi kadro AKP’yi kurarak genel yönetime taşındılar. İktidara alışma süreci ve bir de halen vesayet rejiminin devam ediyor olması bu kadroyu frenliyordu. Buna rağmen yine de benim gibi gidişatı gözlemleyenler hareketin bir turnike içerisine girdiğini ve muhalifleriyle benzeşme sürecinin başladığını görmekte gecikmediler, yer yer uyarılarda bulunmayı da ihmal etmediler.
2010 yılından itibaren vesayet rejiminin zayıflatılmasıyla birlikte bu sefer iktidar gücünün kimler tarafından kullanılacağı kavgası başladı. Çünkü artık iktidar gücünün üzerinden demoklesin kılıcı kalkmıştı, bir bakıma dikensiz mutlak iktidar dönemi başlamıştı. Hedefte geçmişi inkar etmek (gömleği çıkartmak) ve eskinin müesses düzen sahipleriyle iş tutarak iktidarı sürdürmek vardı. Bu hedef uğruna yukarıda zikrettiğimiz İslam’ın yönetime dair iddialarından da bir bir vazgeçtiler.
Kendi iktidarlarını korumak ve sürdürmek için adaletin canına okudular. Cumhuriyet, tarihinde adaletin, güvenin en çok dip yaptığı bir döneme girdi. İktidarı bir emanet olarak değil, şahsi mülkiyetleri olarak gördüler ve kimseyle paylaşmak istemediler, kimselere devretmemek için her türlü oyuna baş vurdular.
Yine belki Cumhuriyet tarihi boyunca eşi, benzeri görülmemiş bir nepotizm anlayışıyla ehliyet, liyakat yerle yeksan edildi. Kurumlar zayıflatıldı, hafızaları silindi, ehliyetsizlerin elindeki devlet cihazı gerekli fonksiyonlarını ifa edemez hale getirildi.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilerek tek adam rejimi inşa edildi. Halkın temsilcilerinin görev yaptığı TBMM, kanun yapan bir istişari kurul olmaktan çıkarıldı. Olması gereken anlamdaki istişare kurulları, denge-denetim mekanizmaları fonksiyonsuz kılınarak işlevsiz bırakıldı.
Hülasa edecek olursak, AKP sadece meri hukuk, siyaset usul ve esaslarını işlevsizleştirmedi, belki de onlar için daha önemli olan, inandıklarını iddia ettikleri ve her vesileyle siyasal söylemlerinin mihverine yerleştirdikleri dinin yönetime dair temel ilkelerini de iktidar şehvetine feda ettiler. Devleti / iktidarı kutsayıp adaleti, liyakati, maslahatı, emaneti, meşvereti katlettiler. Kendilerine de yönettikleri topluma da yazık ettiler. Maalesef ufukta yakın zamanda bu gidişin olumlu bir istikamete doğru yön değiştireceğine dair bir işaret de bulunmuyor. Yine de umudumuzu tüketmeden konuşmaya, tartışmaya devam etmeliyiz. Yaşayıp göreceğiz inşaallah.


İzlenme: 163
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR